Geri dönülemez bir biçimde hamileyim. Kabul etmem, bulantılardan başımı kaldırıp ne olduğunu anlayacak kadar kendime gelmem yaklaşık dört ay aldı. Hala kendimi biraz aldatılmış, biraz şaşkın, çokça korkmuş hissediyorum. İstenmeyen hamilelik değildi, istenen hamilelik de değildi. Sadece bir gün çocuk istiyordum elbette. Bir gün! Sonra otuz iki yaşımdan gün alırken aniden o günün içinde uyanıverdim. Üç paket çubuk krakeri yumuşak çikolata kavanozuna batırarak yedim. Paket bitti diye ağlarken ağlayacak yeni bir şey keşfettim.Tanrım!Çubuk krakerleri çikolataya batırarak hem de afiyetle yemiştim! Hamileyim!
Ne testler, tahliller,doktor muayenesi ne çevreden gelen çığlık çığlık tebrikler ne de bedeninizin elleri bile olmayan miniminnacık bir canlı için sizden izinsiz ve habersiz uygulamaya soktuğu hayat düzeni kuralları…Yaşıyor, sürükleniyor, direniyor ve bir an sonrasında o kadar kıpırtısız, doğal, sakin bir anda anlıyorsunuz. Hamileyim.
Sanırım planlı gebeliklerde beklenti içinde olduğun için neler yaşayacağınla ilgili ya da yaşadıklarınla ilgili bir fikrin oluyor. Daha hazırlıklı oluyorsun. Beklentisizken? Eh şöyle anlatayım. “Aybaşının gecikmesi mi? Zaten 28-30 gün de bir geliyor ama ileri-geri 7 gün oynayabilir. Son üç haftadır birer ikişer gün arayla yatılı misafir ağırlıyoruz. Gündüz şehir gezdirme ve alışveriş turlarının akşam eğlence masalarında eşlik etmenin yorgunluğu var. Alkol kullanmıyorum. Midem rahatsız da biraz. Şu aralar çok uykum var. Sürekli yorgunum. Havalar da çok dengesiz zaten. Gecikmesi normaldir.”
Kocacım çağırdığı zaman konuşmalarımız: “Hatun gel mıncıklayayım, çok güzelleştin sen,dolgunlaştın sen” “Aşkım parfüm kokuyorsun” “Senin burnun kokuyor” Gerçi her zaman iyi koku alırdım, hele bulantılar sebebiyle sigarayı da azaltınca çevremdeki insanların hayatını cehenneme çevirmeye başladım.
Bir kadının hayatındaki en önemli şeylerden biri kız kardeşten de yakın “en yakın kız arkadaş”ım bile o çok sevdiği şekerli çiçek parfümlerinden benim yüzümden vazgeçti o dönem. Şekerli Çiçek Kızım’ ın ilk dikkatini çeken sigaraydı. “Bıraktın mı kaç saat oldu içmedin?” “Yok midem bulanıyor, çok halsizim zaten şu aralar. Yemek yiyemiyorum. ” “Hamile misin yoksa” “Yok canım daha neler, havalardandır…”
Burası özel ilgi noktası. İçime kurt düşen, kıvranmaya başladığım, telefona sarılıp “akşama iki ekmek, yoğurt bir de eczaneden gebelik testi alır mısın” dediğimde gürültülü bir sessizliğin kulaklarımda patladığı yer. “Emin misin?” Üf kocacım durumu. “Hayır değilim, onun için test istiyorum”
Kocacımın sarılan kollarının, sıcacık göğsünün bile koruyamadığı huzursuz ve uykusuz bir gecenin sabahında, kullanma talimatına göre sabah ilk idrarla yapılması gerekiyormuş, elimde bir çubuk banyoda dikiliyordum. “Yapmadın mı hala?” “Damlalığı deliğe düşürdüm, testin üstüne yapsam olmaz mı?” ” Olur herhalde bir tane daha alıp geleyim ben bu arada” Sabırlı insandır fakat yine de içten gelen bir başka bir şey var, adlandıramadığım, anlamlandıramadığım coşkun bir duygu. Sonra düşüneceğim, midem bulanmaya başladı.
Üç gün süreyle evde yapılan eczane testlerinde hiç çizgi çıkmadı. Bulantılar ağırlaştı, kusmaya çevirdi. Kocacımın vardiyası geceye döndü. Gece çalışıp, gündüz uyumaya başladı. Ben onunla dönemedim. Hava karardımı tavuklar gibi koltukta uyuklamaya, sabahları kargalar kahvaltı etmeden uyanmaya başladım. Vardiyanın bitmesine iki gün kala korkunç sesler çıkararak üstüme kustum. Temizlendim, kocacımı uyandırdım.
Pimpirikli bir şekilde korunurken birden üç gün içinde kesilmeyen kusmalar başlayınca kadın doğum doktoruna değil dahiliyeye gidiyorsun. Çok da kibar bir kadıncağızdı. Tüm inatçılığımla “Hayır gebelik testi istemiyorum. Mümkün değil. İmkansız. Çok dikkatli korunuyoruz. Hem evde üç tane yaptık zaten bir şey çıkmadı” “Siz bir kan verin hele. Beta-HCG hormonu kan testlerinde çok düşük miktarlardayken bile çıkar. ” Hayır istemiyorum, imkansız,olamaz.” Zavallı ben, panik içinde sayıklarken eşim elimden tutup beni kapıya sürüklemeye başladı. Çok önemli ikinci bir ilgi noktasını gözden kaçırmamanız için tekrar altını çiziyorum. Beta-HCG hormonu nam-ı diğer hamilelik hormonu. Gözümün ucuyla son gördüğüm bilgisayara bakarken bıyık altından, çok ama çok bilmiş bir gülümsemeydi. Kadıncağız iyi bir doktor olduğu kadar bilge bir kadınmış da. Sessizce yapılacak testler listesine küçük bir çarpı koymuş o kadarcık! En önemli hayat dersi hiç bir korunma yöntemi yüzde yüz gebeliği ve bulaşıcı hastalıkları engellemez. O kondomu altı hafta önce atmamış olsaydım gösterirdim ben o firmaya, kondom takılmış merdaneden gebe kalmayı.
Ertesi gün sabah iş çıkışı eşim tahlil sonuçlarını alıp eve gelmiş. Geriye dönüp baktığımda o sabahı yavaş çekimde seyredilen film gibi sahne sahne hatırlıyorum. Mutfakta sofrayı kuruyordum. Kapıdan içeriye bastırılmış duygu fırtınası ciddiyeti, yağmur-kömür-sabah serinliği kokusu, aşık olunan adamın seksiliğiyle girdi. Bayanlar sanırım bana katılırsınız ki hiç bir film yıldızı, manken ya da gözalıcı tip aşık olduğunuz insanın seksiliğe sahip değildir. Nazik bir tutkuyla öptü. Otur istersen dedi. Hayır, ne diyeceğini anlamadım. Tişörtünü pantolonundan çıkarmaya çalışmakla meşguldüm. Beni sandalyeye oturttu, karşıma geçti.”test sonuçlarını aldım” dedi. Yüzümü boynuna gömmeye çalışmakla meşguldüm. Kafamı kaldırdım, gözgöze geldik. “Beta-HCG hormonun çok yüksek çıkmış, ne işe yaradığını biliyor musun?” Soru sormuyordu aslında uyarıyordu. Tabi ki biliyordum, biliyorduk. Sonunda ellerim kucağıma düştü. Önüme koyduğu test sonuçları kağıdının en alt satırına gözlerimi diktim. Üç derin nefes aldım. Sözsüz, uluma gibi, anlamsız kelimelerden oluşan feryatlarımı göğsünde boğdu, yavaşça salladı, saçlarımı okşadı. Hıçkırıklarım sessizleşene, çıkardığım anlamsız sesler sözcüklere dönüşene kadar sıkıca sarıldı. Bu çocuğu istemiyorum, ne olursa olsun aldıralım demek için yüzüne baktım. Her zaman ketum biri olmuştur. Yedi senenin sonunda ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamak için bir tür içgüdü geliştirdiğimi söyleyebilirim. Vereceğim kararı bekliyordu. Baba olmanın gururunu, coşkusunu, umudunu ve daha on yüz bin milyon baloncuk mutluluk duygusunu hissetmek için kendine izin vermemişti henüz. Sadece dudaklarının kenarında mikroskobik bir gülüş kıvrımı vardı. Gözlerine baktım. Koyu kahverengi, dipsiz, sırlarla dolu…”Umarım gözleri sana benzer” Savaşı kaybetmiştim. Kocacımın hiç bir parçasından vazgeçemezdim. Birden gözlerinde güneş açtı, bal rengine aydınlandılar. Dudaklarında gizlenmeye çalışan gülümseme açığa çıktı, gamzelerinin içinde güller açtı. Nasıl yaptı bilmiyorum ama hem daha sıkı hem de daha nazik sarılmayı başardı. “Seni seviyorum.” dedi. “Ben de seni seviyorum” “Ben seni daha çok seviyorum” “Biliyorum” Tanrım, yanık kokuyor. Ben böğğgghlerken o yanık tencereyi temizliyordu.
” Mide bulantısı kavramının “ben bulanıyorum” ve “niye sallanıyoruz” la değişmesi de aynı günlerdedir. Yeni şeyler de keşfettirildim. “Durmadan açım, onu yiyebilir miyim lütfen” ve “her şey her zaman bu kadar kokuyor muydu?” ve tabi ki ” tuvaleti boşaltın böğğğk” Çalışmadığım, ev hanımı olduğum için minnettarım. Müşteri konuşurken kusamazsınız. “Siz anlatın ben dinliyorum, böğğğkk…”
Ömrüm boyunca bedenimin her haliyle barışık olmakla, biraz da bedensel isteklerim konusunda denetim sahibi olmakla övündüm. Öyle mi al sana, kalk gecenin üçünde yarım paket makarna yap ye de göreyim seni de, denetimini de…Sonra kocan seni mutfak masasına kafanı koymuş mutlu mutlu horlarken bulsun. Kilo aldığımı, artık bizi (evet bizi
) öyle hopdedik kaldıramayacağını farketmemiz de bu sıralara denk gelir diyebilirim. Hem de gayet kötücül bir gülümsemeyle.
Eşim aklıma gelince ister istemez yüzümün şekli değişiyor. H.Ö. ( hamilelikten önce) Akşama ne yemek yapsam ve yemekten sonra ne yapsak arasında her zaman dudaklarım çok muzurca bükülürdü. Oyuncu bir şımarıklıkla akşama kocacımı şaşırtmak ve şımartmak için ne yapsam? H.S.Biraz utanıyorum açıkçası. Hayır, maalesef utancımın daha önceki muzır düşüncelerle hiç ilgisi yok. Kent merkezinde adamın elindeki poşete kustum. Hem de “ku…ğğğhh…scam” dedikten yarım saniye sonra sokağın ortasında…Kocacım sanırım dünyanın en hızlı poşet çeken adamı
. Çok utandığım için ağlamaya başladım, zaten hormonlar sağolsun pek bahaneye de ihtiyacınız olmuyor açıkçası. Islak ve kuru olarak iki çeşit mendil uzattı. Bir tek şey sordu “neden ağlıyorsun, canın mı yanıyor?” “her kesin içinde kustum” “herkesin içinde kustuğun için mi herkesin içinde ağlıyorsun?” Eh sanırım susmama yardımcı bir yorum olmadığını siz de farketmişsinizdir
Sonra üstüne ballı mısır yedim. Parmaklarıma akan balı da herkesin içinde yaladım.
Dönüşte eve kadar sakindim. Tuvalete önce kocacım girdi. Gerçi o tam klozetten kalkarken ben içeri dalıp onu ittirdim. Pantolonu inik, gece gözüne fener tutulmuş yavru ceylan bakışlarına karşılık yapabileceğim tek şeyi yaptım. Böğğğggh…Biliyorum iğrenç ama beni hala seviyor
Tedbir olarak her odaya içine çıkarabileceğim plastik kaplar, yanına ıslak ve kuru mendiller bıraktı. Eh ne de olsa 21. yüzyılda erkeklerin elinde kalan tek krallık tahtından indirilmişti. Bu daha başlangıçtı.